Blog2

Kemal Sayar – Maarif Meselesi

Tolstoy, orduya katıldığında subaylardan birinin, yürüyüşte sırayı bozduğu gerekçesiyle bir askeri dövdüğüne tanık oluşunu anlatır. Tolstoy subaya şöyle der: “Kendin gibi bir insana bu şekilde davranmaktan utanmıyor musun? Hiç mi İncil okumadın?” Subay şöyle karşılık verir: “Peki, sen hiç mi Ordu Tüzüğü okumadın?” Bu sert yanıt, maddi olanın yönetimini ele geçirmeye çalışan tinsel insanın yüzüne bir şamar gibi inecektir daima… İnsanları maddi şeyleri elde etmeye yöneltenlerin adalet ve insafa ihtiyacı yoktur. Julien Benda, Aydınların İhaneti Şair, ‘biz tüzüklerle çarpışarak büyüdük!’ diyor. Öğrenmek, tüzüklerin mantıksızlığını, insafsızlığını sorgulayabilmekle olur. Modern eğitim bize aynı torna tezgâhından çıkan ve üretilmiş bir hakikate kayıtsız şartsız inanç gösteren birörnek bireyler sunmak vaadinde. Bunun için de çocuklarımızın önüne konan yem, başarı. Başarı kültürü insan ruhunda en iyi ve en soylu olanı kışkırtmıyor; tahayyül veya estetik ve ruhani duyarlılığı beslemiyor. Nezaket, cömertlik, ihtimam ve merhameti yüreklendirmiyor. İnsan ruhunda sevgiyi ve hayatı diri tutan ne varsa ekonomik/teknokratik dünya görüşü onu yok ediyor. Daha fazla güç için başarı fikrini elimizin tersiyle itmeliyiz. Eğitim, mihver değiştirebilirse,  bize tabiatı ve çevreyi tahakküm altına almaktan önce kendi nefislerimizi zapt etmeyi öğretebilir. Öğrencilerin önüne koyduğumuz hedef, sosyal hiyerarşide üst basamaklara tırmanarak daha fazla güç kazanmak olmasın. İhtimam, ilgi ve merhamet; eğitimin olmazsa olmaz bileşenleri olarak, çocuklarımızı kendi vadilerinin ötesindeki insanlara, duyarlılıklara, acılara taşısın. Öğrenilen bilginin dünyanın hayrına kullanılması sorumluluğu da bir değer olarak aktarılabilsin.  Öğrenme yalnızca dört duvar arasına hapsedilirse,

Neden Oğluma Asla Zeki Olduğunu Söylemeyeceğim?

5 yaşındaki oğlum okumayı yeni öğrendi. Her gece, beraber yatağına yatıyoruz ve o bana kısa bir kitap okuyor. Her akşam kaçınılmaz bir şekilde, problem yaşadığı bir kelimeye takılıp kalıyor. Dün geceki kelime “minnetle” idi. Oldukça eziyetli geçen bir dakikanın sonunda kelimenin anlamını buldu. Sonra bana dönüp: “Baba, bu kelimeyle nasıl mücadele ettiğimi gördüğün için memnun değil misin? Sanırım beynimin büyüdüğünü hissedebiliyorum.” Gülümsedim: Oğlum şu anda “büyüyen bir zihni” ortaya çıkaran en temel belirtileri kelimelere döküyordu. Ama bunun farkında bile değildi. Bir süredir, birkaç yıldır okuduğum bir araştırmayı hayata geçirmeye çalışıyorum: Zaten iyi olduğu şeyler konusunda oğlumu övmemeye, sadece zor bulduğu şeyler konusunda azim gösterirse onu övmeye karar verdim. Ona zorluklarla mücadele ettiğinde beyninin büyüdüğünü söyledim. Zihnin öğrenme davranışları alanındaki derin araştırmalar ve oğlumla yaşadığım kişisel deneyimlerim sayesinde, öğrenmeye karşı geliştirilen davranışların, öğrettiğimiz her şeyden çok daha önemli olduğuna hiç olmadığım kadar ikna oldum. Araştırmacılar uzun bir süredir beynin bir kas gibi çalıştığını biliyor: Ne kadar çok kullanırsan, o kadar çok büyür. Araştırmacılar, nöral bağlantıların en çok, kolay şeyler yaparak sürekli başarı kazandığımızda değil, zor bir şeylerle uğraşırken hata yaptığımızda oluştuğunu ve derinleştiğini söylüyor. Ancak maalesef herkes bunun farkında değil. Stanford Üniversitesi’nden Dr. Carol Dweck uzun yıllardır öğrenme karşısında insan zihninin davranışlarını araştırıyor. Dweck insanların çoğunun iki zihin davranışını sergilediğini bulduğunu söylüyor: Sabit ya da büyüyen. Sabit zihin yapıları, yanlış bir şekilde, insanların ya zeki olduğuna ya da zeki olmadığına ve zekanın gen

Ken Robinson: “Yaratıcılık Her Şeyin İçinde Var, Özellikle Öğretmenliğin”

Size yaratıcılıkla ilgili birkaç şey söylemek istiyorum. Aslında bu konu hakkında şimdiye dek çok şey söyledim, çok şey yazdım. Yaratıcılık: Aklın Sınırlarını Aşmak isimli kitabımda, yaratıcılığın doğasını ve bunun sanat, bilim ve insan başarısının diğer alanları ile ne kadar ilgili olduğuna dair bazı detayları ele aldım. 1997 yılında İngiliz hükümeti benden, 5’ten 18 yaşa kadar süren okul sistemi boyunca yaratıcılığın nasıl geliştirilebileceğine dair tavsiyeler vermek üzere ulusal bir komisyon toplamamı istedi. Bu grup, eğitimde yaratıcılığın doğasını ve kritik önemini anlatmak üzere bilim insanlarını, sanatçıları, eğitimcileri ve iş dünyasının liderlerini ortak bir misyon etrafında bir araya getirdi. Yayınladığımız rapor, bunu uygulamada nasıl başarabileceğimize dair detaylı önerilerimizi içeriyordu. Önerilerimiz, okullardan hükümete, eğitimin her kademesinde çalışan insanlara hitap ediyordu. Yaratıcılığın tarif edilemeyeceğinden bahsediliyor bazen. Bence tarif edilebilir. İşte benim, bu rapor için yaptığımız çalışmaya dayanarak yaptığım tarif: Yaratıcılık, değeri olan özgün fikirler üretme sürecidir. Yaratıcılık deyince akıldan çıkarılmaması gereken iki kavram daha var: Hayal gücü ve inovasyon. Hayal gücü yaratıcılığın kökenidir. Yaratıcılık hayal gücünüzü çalıştırmak demektir. Hayal gücünün uygulanmış halidir. İnovasyon yeni fikirleri hayata geçirmektir. Yaratıcılıkla ilgili pek çok mit vardır. Bunlardan bir tanesi sadece özel insanların yaratıcı olduğu, bir diğeri ise yaratıcılığın sadece sanatla ilgili olduğudur. Üçüncüsü yaratıcılığın öğretilemeyeceği, dö

Silikon Vadisi Yöneticilerinin Çocukları Neden Teknoloji Girmeyen Bir Okula Gidiyor?

Günümüz çocukları teknolojinin içine doğuyor. Bunu hepimiz biliyoruz. Şimdi bu durumu anne babaların nasıl yorumladığını daha iyi anlamak için başka bir gerçeği daha ortaya koymak lazım: Biz teknolojinin içine doğmadık. Hepimiz yaş kemale erdikten sonraki dönemde, yani lise ve üniversite yıllarında ya da iş hayatına yeni atıldığımız dönemlerde tanıştık teknolojiyle. Belki bu yüzden küçücük çocukların hatta el kadar bebelerin teknolojiyle ilişki kurmasından şaşkınlıkla karışık -ilk kez gördüğümüzden olsa gerek- tuhaf bir zevk alıyoruz. Çok farklı ve zeki bir nesil yetişiyor duygusu kaplıyor içimizi. Belki bu yüzden bir sürü anne baba, “Oğlum 3 yaşında tam bir profesyonel Google kullanıcısı”, “Bizimkinin mouse kullanmasını bir görsen inanamazsın” gibi tuhaf gururlanmalar yaşıyor. Şükürler olsun ki, çocukların gelişim çağında teknolojiye (bilgisayarlar, cep telefonları, tabletler) uzun saatler maruz kalmasının zararlarıyla (gelişimi ve öğrenmeyi olumsuz etkilemesi, obezite ve saldırganlığa sebep olması, radyasyon emisyonu vs.) ilgili çok sayıda araştırma yayınlandı. Ancak, buna rağmen çocuğunu teknolojiden uzak tutmak için çaba gösteren çok az sayıda anne baba var. Aksine çocuğuna dördüncü ya da beşinci yaş gününde tablet almayı hayal eden anne baba sayısı hiç de az değil. Sonuç olarak, teknolojiyle çok geç yaşta tanıştığımızdan ve kendimizi pek zeki bulmadığımızdan olsa gerek, küçük bir çocuğun harika bir internet kullanıcısı olmasını yüksek zeka göstergesi olarak algılamaya devam ediyoruz. Bu okulda hiç teknoloji yok New York Times’ta yayınlanan ve önemli tartışmalara sebep olan bir makale, zeka ve teknoloji kullanımı aras

Çocukların Neden Felsefe Öğrenmesi Gerekiyor? Evet, Felsefe.

Okul çocuklarının filozof olmaları gerektiği fikri, okul yönetim kurulları, öğretmenler, ebeveynler ve filozoflar tarafından benzer şekilde alay konusu edilecektir. Kimileri çocukların felsefe yapıp yapamayacağını sorgulayacaktır. Kimilerinin ise konuya aşinalığı tamamen tesadüfi olduğu için muhtemelen bunun yararsız ötesi bir şey olduğunu düşünecektir. Oysa bu yaklaşımların her ikisi de gerçeklikten tamamen uzak. İşin aslı, hem çocuklarımızın hem de toplumumuzun bir bütün olarak gelecekteki iyiliği için hiçbir şey çocuklarımızın filozof olmayı öğrenmeleri kadar önemli olamaz. Çocuklara felsefeyi, üniversitede karşılaşacakları şekliyle öğretmemiz gerektiğinden bahsetmiyorum. Ergenlerin, Platon’un idealar kuramı ya da Kant’ın zorunluluk kategorisi üzerine yazılmış tezlerin derinlerine inmelerine ihtiyaçları yok. (Bu tür bir çalışma da çok değerli bence ve bir şekilde lise eğitimine dahil edilmeli. Ancak bu başka bir yazının konusu.) Benim kafamdaki şekliyle felsefe, filozof John Dewey’in deyimiyle, sınıfı toplumun “embryo haline” dönüştürerek çocukların daha iyi birer yurttaş olmalarını sağlıyor. Bunun neden çok önemli olduğunu anlamak için politik söylemlere bakmanız yeterli. Ayrımcılık, ötekileştirme, ırkçılık, ekonomik eşitsizlik, şiddet, ulusal ve uluslararası terör ve benzeri sorunlara yönelik yapılan konuşmalar, yetişkin olarak yaşadığımız “fonksiyon bozukluğunun” açık bir göstergesi. Pew Araştırma Merkezi’nin Amerikan toplumuna yönelik yaptığı bir araştırmanın sonuçları, rahatlıkla Türkiye’ye de uyarlanabilecek durumda. Raporda, toplumdaki politik kutuplaşmaya yönelik şunlar söyleniyor: “Cumhuriyetçiler ve Demokratlar ideolojik çizgiler açısından iyice bölünmüş durumdalar. Partililerin, partiler arası nefreti, son yirmi yılda hiç olmadığı kadar deri

Endüstri 4.0 Tamam. Peki Ya Eğitim 4.0 ?

Endüstri 4.0, sessiz devrimi sanayinin… İş yaşamımızı kökünden değiştirecek bu devinim acaba eğitimimizin ne kadar gündeminde? “4. Sanayi Devrimi” olarak adlandırılan Endüstri 4.0, dijital fabrikalar ve akıllı teknolojiler ile “insansız üretim” mottosuyla geleceğimize yön veriyor. Sanayi devrimlerini kategorize edecek olursak;

  1. Sanayi Devrimi,  buharlı makinaların icadı,
  2. Sanayi Devrimi, elektrik teknolojilerinin mümkün kıldığı seri üretim,
  3. Sanayi Devrimi, bilgisayar, robot-otomasyon sistemleri,
  4. Sanayi Devrimi, yazılımla gelişen akıllı teknolojiler ile insanın “kol gücünü” üretimden eleyen ve makinaların birbiri ile iletişim kurduğu dönem…
  1, 2 ve 3. Sanayi devrimlerinin toplumları nasıl derinden etkilediğini, sosyal yaşamlarımıza olumlu ya da olumsuz nasıl yön verdiğini çok iyi biliyoruz. Bazı iş kollarını yok edip yerine yenilerini yaratan, hatta dünya savaşlarına kadar uzanan bir süreçten bahsediyoruz. Buharlı makinaların icadıyla başlayan coğrafi keşifler…. Elektroniğin gelişimi ve seri üretimle artan bir tüketim toplumu ve kapitalizmin sunduğu acımasız iş dünyası… Peki çocuklarımız 4. Sanayi devrimine hazır mı? Bilgisayarlar internet üzerinden birbirine bağlanacak, akıllı fabrikalar ve evler oluşacak! Fabrikalarda belki de tek işçi bile çalışmayacak! Bozulan aksamlar kendini insansız olarak onarabilecek! Gelecekte şu an bilemediğimiz meslekler oluşacak! Dronelar ile uçan arabalar ve şoförsüz araçlar kullanılmaya başlandı bile..   Bugünün ve geleceğin fabrikaları arasındaki farkı “EBSO Sanayi 4.0 raporu” bütün çıplaklığı ile açıklıyor; Tablo 1: EBSO Sanayi4.0 Raporu readmore

Örnek Alınası Finlandiya Eğitim Sisteminin 9 Güzel Yanı

1. Finlandiya’da zorunlu okula başlama yaşı 7

Yaşları ne olursa olsun, çocuklar okula kendileri yürüyerek ya da bisikletle gidiyor.  Fin kültürü çocukların bağımsız yetişmesini önemsiyor. Çocuklarını okula getirip götüren, ders çalıştıran ebeveynler diye bir şey yok.  

2. Fin eğitim müfredatı basit ve genel bir çerçeve tanımlamaktan ibaret

Öğrenciler, kendi ilgi ve ihtiyaçları doğrultusunda kendi eğitim-öğretim programlarını şekillendirme haklarına sahipler. Öğretmenler de öyle.  

3. Finli öğrencilere eğitim hayatlarının ilk altı yılında hiçbir şekilde not verilmiyor

Sekizinci sınıfın sonuna kadar not verme zorunluluğu yok ve öğrenciler standardize edilmiş bir sınav sistemine tabi değiller. Sadece 16 yaşlarındayken ülke genelinde bir sınava giriyorlar.  

4. Öğretmenler gün boyu sınıfta ortalama dört saat ders veriyor

Haftada iki saati ise mesleki gelişimleri için eğitimlere katılmak için ayırıyorlar. İlk okulda öğrencilerin ders dışı/teneffüs olarak geçirdikleri zaman toplam 75 dakika. Amerika’da bu oran 27 dakikaya kadar düşüyor. Türkiye’de ise ortalama 45 dakika.  

5. Tüm öğretmenlerin en az master derecesi var

Tüm öğretmenlerin en az master derecesi var ve üniversite başarısı en yüksek %10’luk dilim arasından seçiliyorlar. Öğretmenlik toplum gözünde statüsü en yüksek mesleklerden biri. Finlandiya öğretmenleri başarılı - başarısız olarak yargılamayan bir kültüre sahip. Eksikleri bulunan öğretmenlerin, yeni eğitim-öğretim programlarıyla kendilerini geliştirmesinin önü açılıyor. Hiçbir öğretmenin performans nedeniyle işten atılma korkusu yok.  

6. Öğrencilere ödev verilmiyor çünkü öğrenmenin yeri okuldur

Her çocuğa bir birey ol

Finlandiya nasıl başardı?

*Selçuk Şirin'in Hürriyet Gazetesinde yayımlanan yazısıdır.   1970'lere kadar bizimle aynı kaderi paylaşan Finlandiya nasıl oldu da bugün bizimkinin 4 katı milli gelir seviyesine ulaştı? Petrol, turizm ya da jeopolitik avantajı yok. Bizim kış onların yazı sayılır. Onlar da bizim gibi yeni kentli. 1970’lere kadar bizimle aynı kaderi paylaşan Finlandiya nasıl oldu da bugün bizimkinin 4 katı milli gelir seviyesine ulaştı? Yeni ekonominin yıldızı! Finlandiya mucizesini anlamak için çok geçmişe gitmeye gerek yok. 1970’lerde ülke teknolojik altyapıya büyük bir yatırım yapma kararı alıyor. İşe üniversite kurarak başlıyorlar. Sadece bir bina iki sıra değil, gerçek manada bilgiye ulaşma özgürlüğü olan ve araştırma yapan üniversite. Eğitim ve ARGE olmadan kalkınmayı unutun! Finlandiya mucizesinin ikinci etabında eğitim ve ARGE’ye büyük bir kaynak aktarılıyor. Bu etabın bir krizle başlaması bize bir umut vermeli. Finlandiya ekonomisi 1990’ların başında her yıl yüzde 10 küçülürken işsizlik yüzde 20’lere çıkıyor. Krizi Finlandiya tarihinin en genç başbakanı Esko Aho bir fırsata çeviriyor. Benim gibi bir köy çocuğu olan Aho ile İstanbul’da buluştuğumda iki aşamalı bir reform formülü olduğunu anlatmıştı. Tüm bakanlıkların bütçesini keserek devleti küçült. Elde edilen tasarrufu eğitim ve ARGE’ye yatır. 1970’lerde üniversite ve teknolojiye, 1990’larda eğitim ve ARGE’ye bütçeden aktarılan kaynaklar bakımından Finlandiya dünyada ilk sıralarda yer alıyor. Ülke milli gelirinin yüzde 3,5’i ARGE’ye harcanıyor (Türkiye’de bu oran yüzde 1’in altında). Sonuç?2000’lerde ülke tüm uluslararası eğitim ölçeklerinde zirveye çıkıyor. Bugün Finlandiya dünyaya eğitim reformu ihraç ediyor. ARGE yatırımları da kısa süred

Dünyanın En Şaşırtıcı Eğitim Sistemi: Finlandiya

… FİNLANDİYALI ÇOCUKLARIN OKUL YAŞAMI, FİNLANDİYA’NIN BİZZAT UYGULAMAKTA OLDUĞU GENÇLİK VE EĞİTİM POLİTİKALARININ SONUCUDUR; PISA TESTLERİNİN DEĞİL. FİN EĞİTİM SİSTEMİNDE OKUMA BECERİLERİ, BİLİM VE MATEMATİK OKUR YAZARLIĞI KADAR SOSYAL BİLİMLER, GÖRSEL SANATLAR, SPOR VE PRATİK BECERİLERİN GELİŞTİRİLMESİ DE ÖNEMLİ. FİNLİ ÇOCUKLAR ANAOKUL VE İLKOKUL HAYATLARI BOYUNCA OYUN OYNAR VE ZEVK ALARAK ÖĞRENİRLER. FİNLİ ÖĞRETMENLER DE, EBEVEYNLER DE MATEMATİK VE YA FEN DERSLERİNDEKİ SOYUT KAVRAMLARI ÖĞRETMENİN EN İYİ YOLUNUN MÜZİK, DRAMA YA DA SPOR UYGULAMALARI OLDUĞUNU DÜŞÜNÜR. AKADEMİK VE AKADEMİK OLMAYAN ÖĞRENME BİÇİMLERİ ARASINDA KURULAN BU DENGE ÇOCUKLARIN OKULDAKİ MUTLULUĞUNU SAĞLAMANIN BÜYÜLÜ FORMÜLÜDÜR. PISA TESTLERİ, OKUL YAŞAMININ ÇOK ÖNEMLİ OLAN BAZI KISTASLARINI DEĞERLENDİRME DIŞINDA BIRAKIYOR.
Pasi Sahlberg   Düşük maliyetler, kısa okul saatleri,  ile yüksek akademik başarıyı; bireyselliğe, bağımsızlığa önem veren, öğrencilerine kendi eğitim programını kendi düzenleme sorumluğunu yükleyen eğitim anlayışıyla bol boş zamanı, eğlenerek öğrenmeyi birleştiren Fin eğitim sistemi hala eğitimin rüya ülkesi olmaya devam ediyor. İşte size Fin eğitim sistemiyle ilgili 9 şaşırtıcı gerçek. -1- Finlandiya’da zorunlu okula başlama yaşı 7. Yaşları ne olursa olsun, çocuklar okula kendileri yürüyerek ya da bisikletle gidiyor. Fin kültürü çocukların bağımsız yetişmesini önemsiyor. Çocuklarını okula getirip götüren, ders çalıştıran ebeveynler diye bir şey yok. -2- Fin eğitim müfredatı basit ve genel bir çerçeve tanımlamaktan ibaret. Öğrenciler, kendi ilgi ve ihtiyaçları doğrultusunda kendi eğitim-öğretim programlarını şekillendirme haklarına sahipler. Öğretmenler de öyle.

Finlandiya’da eğitimde devrim: Tüm dersler kaldırıldı

Finlandiya, dünya üzerinde en saygın eğitim sistemine sahip olan ülke konumunda. Nordik ülkesi uluslararası araştırmalara göre de neredeyse her çalışma içerisinde her zaman ilk onda olmayı başarıyor. Buna rağmen, ülkedeki yetkililer ve uzmanların 'biz zaten en iyisiyiz' diyerek rehavete kapılmaya hiç niyeti yok. Birkaç yıl önce Finlandiya'da eğitim sisteminde gerçek bir devrim yapılmasına karar verildi ve geçen yıl itibariyle de bu devrim hayata geçti. Peki eğitim sistemindeki bu devrim neyi kapsıyor? Belki kulağa garip gelebilir ama Finlandiyalı yetkililer eğitim müfredatlarındaki tüm dersleri kaldırdılar. Yeni sistemle amaçlanan, çocuklara 'daha fazla oyun, daha az ders' sunmak. Bu büyük değişiklikle beraber de dersliklerde fizik, matematik, edebiyat, tarih ya da coğrafya gibi 'konu dersi' olmayacak. Eğitim Bakanı Marjo Kyllonen, Helsinki'de geçen yıl yaptığı basın toplantısında detayları kamuoyu ile paylaşmıştı. Kyllonen'in eğitim sistemindeki bu değişikliğin sebebini açıklayan kısa ve net beyanı şu şekildeydi: "Bizler hala 19. Yüzyıl'ın ihtiyaçlarına yönelik eski moda bir eğitim sistemiyle hareket ediyoruz. Oysaki 1900'lü yıllardan bu yana çok şey değişti ve bizler de artık 21. Yüzyıl'ın ihtiyaçlarına göre bir eğitim sistemi planladık." Yeni sisteme göre, Finlandiya'da konu bazında gerçekleştirilen dersler yerine, öğrencilere olaylar ve etkinliklerle disiplinlerarası formatta bir eğitim veriliyor. Örnek vermek gerekirse, İkinci Dünya Savaşı'nın anlatıldığı bir derste, konuya dair tarihsel, coğrafi ve matematiksel veriler birarada anlatılıyor. Ayrıca dikkat çeken bir başka başlık ise "Kafede Çalışmak" adlı ders. Bu dersle beraber de öğrenciler İngilizce, ekonomi ve iletişim konularında tüm bilgi birikimlerini kullanabiliyor. Son düzenlemeyle beraber öğrencilere her 45 dakikada bir 15 dakikalık ara